Meçhul istikbal adına.. demiştim kendime. Keşkelere yol verip, belkileri uğurladığımdan beridir; ihtimallere olan tahammülsüzlüklerimin, gün gelip daha beterini çıkaracağını karşıma, nereden bilebilirdim ki?
Şimdi koca bir isyanı bastırıp, göz pınarlarıma cevelan eden yaşları gömmek, değilse akıtmak en içli mecralarıma, ne zormuş..

Bir şarklı gibi sevmeliydim. Yani ki gönül fitilini ateşleyecek bir surete bürünmeliydin. Büründün. Şimdilerde zaman denilen ilacın, aslında ateşe atılan odun olduğunu gün gün keşfetmiş olmanın bahtsızlığını yaşıyorum. Oysa içimde bir şeyleri öldürmek için gitmemiş miydim sözde. Kesildikçe kendini çoğaltan yonca tarlası gönlüm. Artıyorsun..
Bir şarklı gibi sevmeliydim. Bir şarkının en içli yerinden vurulmalıydı kalbim. Gülle bülbülün hikayesini tersten okutmalıydım yine de…
Bir şarklı gibi sevmeliydim. Varsın sevilmesindi can.. Can sevmişti ya. Hesap sormaktı çünkü, “neden sevmiyorsun”lar.. Uzaklık diye bir şey yoktu. Aslında “sol yanımdasın” diye bir şey de yoktu. Sol yan bile araya girmedeydi işte.. Her yandı canan..
Seni gördükçe hüzünlenmelerimi yenmek için, seni görmemenin hüznünü koyup terkime, hüznü hüzünle yok edecektim sözde. Ama ateşe düşeni başka ateş yakmazdı; suya düşen, ıslanmazdı ki yağmurdan..
Hem senin yağmurların nasıl ıslatsındı ki beni. Senin yağmurların beni ıslatmaz. Çünkü ben damlanın, sedefler içinde gizlenerek nasıl inci olduğunu keşfettim. Şimdi, senin yağmurların bu denizi ıslatamaz. Çünkü senin yağmurların, benim denizimde gizlenmiş nadide incilerdir ancak. Bir gamzenin koynunda gizlemedeler. Sahi, senin de gamzen vardı değil mi?
“Yağ şimdi gönlüme..” demek vardı ya. Sevilenin fiilsizliği içinde, yağmakta olduğunun bilinci hep eksik kalmaz mı? Zira bunu da bilirim. Sıramı defalarca savdım ben. Ama kendi fiilsizliğim içinde, sadece üzdüğüm için üzüldüm. Yavan bir hüzün bu. Muvakkat. Kimbilir, belki de kader bir de bu yüzünü göstermede artık.
Ve hiç fark etmediğim anda ladesine geldim işte..
Yüreğime dokunan neva teli. İçimde bestekâr bir sazın telleri vurmakta kah nihâvend, kâh hüzzam makâmında..
Susmalarımdan arta kalanlar.. İçimin çağlayanlarından başka bir şey duyamıyorum ki. Kelimeler o kadar manasız. O kadar yavan. O kadar sığ. Ne yazsam, onca kesret içinde, hiçlikten başka bir şey söylemiyorlar. Seni sana kelimelerle yazıp, varlığına haksızlık etmek istemezdim de, ben değil, onlar seni bana yazıp durmakta.
Yorum Yapın